DOLAR 32,2053 -0.22%
EURO 35,1156 -0.22%
ALTIN 2.498,171,32
BITCOIN 21628480,36%
Denizli
27°

KAPALI

13:05

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

1

BEĞENDİM

ABONE OL

1900 lü yılların başlarında yetişkinlik ile gençlik çağlarında olan insanların vatan sevdası; özgürlük, inanç ve dürüstlükleri ile örtüşüyordu. Mustafa Kemal’in önünde, ardında, yanında durmalarının sebebi de bu gerekçeler ile ona duydukları güven ve inançtı.

Bu sebepledir ki Kurtuluş Savaşımızın en  büyük kaynağı ve dayanağı olmuşlardı.

Yaşlı ve yorgun Anadolu’nun yiğit insanları.

Bu inanış, kurtuluştan da sonraki çağdaş, laik, medeni bir toplum için temel taşlarını oluşturmuştu.

Sonra ne oldu?

Emperyalist ülkeler ile halvete giren işbirlikçi zihniyet ve bunların üst soylarını oluşturanlarını fişekleyen kapitalistler ile birlikte, tüm dünyada sergiledikleri sömürgeci ve ezici yönetim anlayışının kuklaları üçüncü dünya ülkesi haline getirdikleri yurdumuzu hallaç pamuğu gibi attılar, attırdılar.

En önce yok edilmesi gereken “ahlak” idi.

Bu da kanlı ve kaotik ortamlar yaratılarak çok basit bir şekilde başarılabilinirdi.

Ekonomi ve toplumsal huzur ne kadar bozulursa ne kadar yozlaştırılırsa kaos ve dolayısı ile ahlaksızlık da o kadar hızlı yaygınlaşır, travmatik etkileri de o kadar ağırlaşırdı.

Kartopu misali. Büyür, büyüdükçe ağırlaşır ağırlaştıkça ezer, geçer…

İşte Kültür Yozlaşması,

İşte Ekonomik Refah Dengesizliği,

İşte Çevre, işte Üretim, işte Güvenlik, işte Sağlık ve en önemlisi de Eğitim ve nihayetinde ahlaksızların egemen olduğu bir toplumsal düzen.

Koskoca bir ülkeyi enkaz haline getirmek ve bundan da çıkar ummaktı.

Başarmadıklarını söylemek, başardıklarını söylemekten daha zor.

Bu tohumların tarlalarda yeşertilmesinin başkaca bir sebebi olabilir miydi yoksa!

Hepimiz alınsak ne olur ki?

Hatta alınmakla kalmayıp başımızı taşlara vursak ne olur.

Bin yılın felaketinde o gözleri açık halde, ciğerler enkaz tozunu yuta yuta, kulaklarında ağır iş makinelerinin gacır gucur sesleri, yüreklerinin sessiz çığlıklarında tutunacakları bir el bile bulamayanların soğuk bedenlerinde kalsın o paralarınız, pullarınız, ahlaksızlıklarınız…

Zemherinin tam ortasında, Şubat’ta.

Binalar yapıyorsunuz neden?

Duvarlarında, büyürken attığınız boy çentikleri, çizili çocuklarınızın.

Duvarlarında sizi tasvir etmiş ilk portreleri ile birlikte.

Mürüvvetini görmek için sabırsızca sabahlayıp gün saydığınız, el emeği, göz nuru ile yaptıklarınız ortalıklarda.

Okumaya fırsat bulamadığınız kitaplarınız, yazacağım dediğiniz anılarınız.

Fotoğraflarınız.

Yensin diye aldıklarınız…

Bir Şubat sabahında kaldı, hatırlamadığınız…

Binaları neden yapıyorsunuz neden?

Artık yeter, yapmayın…

 

 

Vahdi SARIKAYA

vahdisarikaya@hotmail.com

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r