DOLAR 33,0887 0.12%
EURO 36,0428 0.25%
ALTIN 2.558,160,30
BITCOIN 22440221,28%
Denizli
33°

AÇIK

13:16

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Vahdi SARIKAYA SARIKAYA

Vahdi SARIKAYA SARIKAYA

16 Mart 2023 Perşembe

Nasıl Bu Hale Geldik

Nasıl Bu Hale Geldik
1

BEĞENDİM

ABONE OL

1900 lü yılların başlarında yetişkinlik ile gençlik çağlarında olan insanların vatan sevdası; özgürlük, inanç ve dürüstlükleri ile örtüşüyordu. Mustafa Kemal’in önünde, ardında, yanında durmalarının sebebi de bu gerekçeler ile ona duydukları güven ve inançtı.

Bu sebepledir ki Kurtuluş Savaşımızın en  büyük kaynağı ve dayanağı olmuşlardı.

Yaşlı ve yorgun Anadolu’nun yiğit insanları.

Bu inanış, kurtuluştan da sonraki çağdaş, laik, medeni bir toplum için temel taşlarını oluşturmuştu.

Sonra ne oldu?

Emperyalist ülkeler ile halvete giren işbirlikçi zihniyet ve bunların üst soylarını oluşturanlarını fişekleyen kapitalistler ile birlikte, tüm dünyada sergiledikleri sömürgeci ve ezici yönetim anlayışının kuklaları üçüncü dünya ülkesi haline getirdikleri yurdumuzu hallaç pamuğu gibi attılar, attırdılar.

En önce yok edilmesi gereken “ahlak” idi.

Bu da kanlı ve kaotik ortamlar yaratılarak çok basit bir şekilde başarılabilinirdi.

Ekonomi ve toplumsal huzur ne kadar bozulursa ne kadar yozlaştırılırsa kaos ve dolayısı ile ahlaksızlık da o kadar hızlı yaygınlaşır, travmatik etkileri de o kadar ağırlaşırdı.

Kartopu misali. Büyür, büyüdükçe ağırlaşır ağırlaştıkça ezer, geçer…

İşte Kültür Yozlaşması,

İşte Ekonomik Refah Dengesizliği,

İşte Çevre, işte Üretim, işte Güvenlik, işte Sağlık ve en önemlisi de Eğitim ve nihayetinde ahlaksızların egemen olduğu bir toplumsal düzen.

Koskoca bir ülkeyi enkaz haline getirmek ve bundan da çıkar ummaktı.

Başarmadıklarını söylemek, başardıklarını söylemekten daha zor.

Bu tohumların tarlalarda yeşertilmesinin başkaca bir sebebi olabilir miydi yoksa!

Hepimiz alınsak ne olur ki?

Hatta alınmakla kalmayıp başımızı taşlara vursak ne olur.

Bin yılın felaketinde o gözleri açık halde, ciğerler enkaz tozunu yuta yuta, kulaklarında ağır iş makinelerinin gacır gucur sesleri, yüreklerinin sessiz çığlıklarında tutunacakları bir el bile bulamayanların soğuk bedenlerinde kalsın o paralarınız, pullarınız, ahlaksızlıklarınız…

Zemherinin tam ortasında, Şubat’ta.

Binalar yapıyorsunuz neden?

Duvarlarında, büyürken attığınız boy çentikleri, çizili çocuklarınızın.

Duvarlarında sizi tasvir etmiş ilk portreleri ile birlikte.

Mürüvvetini görmek için sabırsızca sabahlayıp gün saydığınız, el emeği, göz nuru ile yaptıklarınız ortalıklarda.

Okumaya fırsat bulamadığınız kitaplarınız, yazacağım dediğiniz anılarınız.

Fotoğraflarınız.

Yensin diye aldıklarınız…

Bir Şubat sabahında kaldı, hatırlamadığınız…

Binaları neden yapıyorsunuz neden?

Artık yeter, yapmayın…

 

 

Vahdi SARIKAYA

vahdisarikaya@hotmail.com

Devamını Oku

Hepimiz Suçluyuz

Hepimiz Suçluyuz
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Hepimiz Suçluyuz

2011 Yılında yaşadığımız Van Depremi ile ilgili olarak kaleme aldığım “Van Depremi ve Seferihisar Gerçeği” başlıklı yazımın üzerinden tam 12 yıl geçmiş.

 

Değişen, takvimden başka bir şey olmamış.

 

“Kim acının tarifini yapabilir?

 

            Hangimiz korkularımızı gözlerimizde gizleyebiliriz?

 

            Enkaz altında kalmış akrep ve yelkovanın gizli kalmış anıları ile kim yeniden açar dünyaya gözlerini? Gözlerinde gizli kalmış çocukluğunu yaşayamadan.

 

Yazımın başlığı“Seferihisar” olsa da siz “ülkemiz” olarak okuyunuz lütfen.

 

            Ülkemizin deprem gerçeğini bilmeyen yetkin ağız kalmış mıdır acaba?

 

            Peki kim dur diyecek yumruk büyüklüğünde dere taşları ile bina yapan müteahhitlere?

 

            Kim hatırlatacak mühendislik bilimlerinin gerçeklerini  o şarlatanlara?

 

            Kim hatırlatacak birilerine; renksiz bir damla gözyaşının çok renkli binlerce kağıt parçasından daha değerli olduğunu?

 

            Sorularımın, sorularınız olduğunu ve yanıtını bulmakta zorlandığınızı duyar gibi oluyorum.

 

            Çözüm önerim: sorumluluğu olanların “idam” ile yargılanıp gereğinin yapılmasıdır…

 

            Tüyleriniz diken diken oldu değil mi? O gizemli sözcüğü okuduğunuzda.

 

Lakin binlerce, on binlerce insanımızın canına, malına kasteden bu vahşi zihniyet için o cezanın az bile olduğunu düşünüyorum.

 

            Ülkemizin depremsel özelliği karşısında insanlarımızın eğitim ve bilinç seviyelerinin yükseltilerek, sorgulayan ve araştıran bir toplumun bu kadar ucuz hatalar karşısında çok fazla can kaybı vermeyeceği kanaatindeyim.

 

            Sesimi duyan yok mu?

 

Seslerini bu kez; AKUT’un 30 ekibinden 1000 civarında gönüllüsü duymuş, 4 A/K köpeği ile ışık olup akmışlardı sabahın seherinde, Gazi, Kahraman ve Şanlı illerimizin coğrafyasına.

 

            Çok uzak değildi binlerce canımızın yandığı Marmara, Van, Elazığ, İzmir depremlerinin acıları.

 

Ama unutmuş olmalıyız ki aynı acıyı bir kez daha hissettik yüreklerimizin en derin yerlerinde.

 

            Yüreğimiz kanasa ne olur ki, ateş düştüğü yeri yakıyor. Kartondan binalar yavruları analarından, sevgilileri eşlerinden ayırıyor birer birer.

 

Çeyizler ortalığa saçılıyor.

 

            Yazımın başında da belirtmiştim “kim acının tarifini yapabilir diye”…

 

            Bunun da bir anlamı olmalıydı!

 

Yani “Zaman” diyenler yanılmalıydı.

 

            Jeneratörler, Kırıcılar, Matkaplar, Testereler, Demir Kesiciler, Beton Kesiciler, Hidrolik ayırıcılar, kazmalar, kürekler, manivelalar, lambalar yani normal şartlarda pek işimize yaramayan malzemeler, orada o anda can kurtaran bir cerrahın bıçağına, makasına dönüşüyor ve hayat kurtarıyordu.”

 

            Değişen sadece takvimin yapraklar olmuş, o da enkazlar da kalmıştı maalesef.

 

Acı aynı, soğuk daha soğuk, kaos daha da büyük.

 

6 Şubat 2023, tarihe not düşülmesi gereken tek cümle, “Artık Yeter”

 

Pahalı binalarda ucuz yok oluşlara hayır.

 

Yaşadığımız bu felakette hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allahdan rahmet, yaralılarımıza şifa, geride kalan aile bireylerine ise sabırlar diliyorum.

 

 

 

Vahdi SARIKAY

Devamını Oku

Ocak’ta Mayıs Kokuları

Ocak’ta Mayıs Kokuları
1

BEĞENDİM

ABONE OL
  Keşke bu yazıma “artık bahar gelsin” diye başlayıp, yağmurdan küflendiğimizden,  kardan-soğuktan sokağa çıkamadığımızdan bahsedip; buzlanmaya, yıldırım düşmesine, aşırı yağışlara karşı tedbirli ve dikkatli olmamız gerektiğini aktarsaydım.

 

Dünya’nın gelişmiş ülkeleri yaklaşan iklim değişikliği ile ilgili tedbirleri geliştirmeye çok daha önce başlamıştı.
TEMA Vakfı öncülüğünde 2001 yılında, tam 22 yıl önce “Kuraklık ve Türkiye Tarımı” konulu çalıştay düzenlenmiş,  “Kuraklık Etkilerinin Azaltılmasında Kurağa Dayanıklı Bitki Çeşit Islahı ve Kurak Koşullarda Yetiştirme Tekniği” ekseninde ülkemizde “en uygun bitkisel üretim deseni ve uygun yetiştirme tekniğinin geliştirilerek toprağın korunmasını bir toplumsal talep haline getirmenin” önemi vurgulanmış, bu konuda önerilerde bulunulmuş, acil alınması gereken tedbirler açıklanmıştı.
Çalıştayın yapıldığı aynı tarihler de AK Parti kurulmuştu. Bir yıl sonra da 2002 yılında, bugün halen oturdukları koltuklara oturarak ülke yönetiminde direksiyona geçmişler söz sahibi olmuşlardı.
Kuraklık ve Türkiye Tarımı konulu çalıştayın üzerinden tam 22 yıl geçti.
Türkiye’nin direksiyonunda ise tam 21 yıldır aynı iktidar oturuyor.
Mısır ithal,
Buğday ithal,
Ayçiçek de yağı’da ithal,
Bulgur, Pirinç, Mercimek hepsi ithal,
Et ithal,
Sarımsak da ithal.
Yakında süt, yoğurt, peynir de ithal edersek şaşırmayalım.
Elbette ki Arz ve Talep dengesizliği ve sonucunda yaşanılan gıda enflasyonunda tek sorumlu iklim değişikliği değildir.
Bu nedenle, belki de iktidarın 21 yılda elle tutulur gözle görülür en büyük başarısı 15-16 ay önce 29 Ekim 2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına “İklim Değişikliği” ilavesi yapmak olmuştur.
Adında “İklim Değişikliği” de olsa, Bakanlığın en büyük icraatı; bütün ülkeyi betonlaştırmak, neredeyse tüm tarım arazilerini çimento ile kaplamak olmuştur. Bu konuda lütfen bakanlığın resmi web sitesine bakınız.
Elbette ki bu durumun da tek sorumlusu sadece adı geçen bakanlık da değildir.
Çalıştayın üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen, bakanlığa “iklim değişikliği” ismi ilave edileli sadece  15-16 ay olmuştur.
Sorumluluk neredeyse çeyrek yüzyıl iktidarda ve direksiyonda olanlarındır.
Çözüm tek başına çalıştay da mıydı, elbette ki hayır.
Gelelim esas konumuza; “Ocak’ta Mayıs Kokuları” derken aslında ironi yapıp, Mayıs’ta Ocak hallerini yaşamayız umarım demek istemiştim.
Malum 14 Mayıs 2023 tarihinde ülkemizde genel seçimler yapılacak hem Türk Tipi Başkanlık Sisteminin Başkanı hem de TBMM’nin üyeleri seçilecek.
İki ucunun da kirli olduğu bir sopayı elimizde tutuyoruz.
Bir ucunda iklim değişikliği ve etkileri, diğer ucunda da iklim değişikliğinin de artırarak çoğaltacağı toplumsal yozlaşmadır.
Kantarın topuzu bozulmuş, adalet artık adil dağıtılmamakta, bu durum karşısında kafesinde köpekler ya yakılmakta ya da kürekle vurarak öldürülmekte, iki kere cinayet işleyen kişi “iyi hal” den izinli çıkartılıp üçüncü cinayetini işlemesine göz yumulmakta, yaya geçidini kullanan bir gence 50 km. tahdite rağmen 120 km. süratle çarpıp ölümüne sebebiyet veren elini kolunu sallayarak gezmekte iken Mayıs’ta,  Mayıs kokularını istemem, çokta abartılı bir istek olmayacaktır sanırım.
Adaletin adil olup olmadığının tartışıldığı bir düzende Vicdan, Ahlak ve Hukuk’un toplumsal yaşama katkısı çokta beklenilmemelidir.
15 Mayıs sabahında; birbirine karşı daha saygılı, dostlarına daha sevecen yaklaşan, köyünde-kentinde yaşamaktan mutlu, çalışırken huzurlu emekli olduğunda kendini güvende hisseden, gelecek kaygısı taşımayan gençliği olan kısaca; umudu olan bir ülkeye uyanmak istiyorum.
Kış’ın çok bekletmeden gelip kışlığını yapmasını ümit ediyor, daha adaletli, daha huzurlu, daha ahlaki değerlerle yüklü yarınlar, Mayıs’lar diliyorum.
“Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki bu çiçeğin adı ‘Erdem’, bunun adı ‘Onur’, bunun ‘İnanç’… Uğur MUMCU”
Gaffar OKKAN ve Uğur MUMCU anısına saygı, sevgi ve minnetle.

 

Vahdi SARIKAYA
vahdisarikaya@hotmail.com

 

Devamını Oku